Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim

Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim
Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim


Billur Kalkavan: “33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim!”

Zinde Türkiye Dergisi, bu haftaki “Zinde Ünlüler”de, bu köşenin hakkını veren bir ismi,Billur Kalkavan’ı ağırlıyor! Türkiye’nin ilk spor salonu Vakko GYM’e 1981 yılında kaydolan, o tarihten bu yana da fitness yapan Billur Kalkavan, vücudunun güzelliğini, sağlamlığını ve sağlığını buna borçlu olduğunu söylüyor.

Tam 33 yıldır fitness yaptığını belirten Kalkavan, son dönemde insanların birbirleriyle tanışmak için spor salonlarına kaydolduğunu belirterek, “Spora vücudumuzu çalıştırmaya gidiyoruz, kendimizi satmaya değil. Piyasa salonları sevmiyorum, çünkü oralardaki insanlar çok egolu geliyor bana. Vücudunu çalıştırmaktan çok kiminle tanışırım’ın derdindeler” diyor. Türkiye’de hala günlük yaşamda spor bilincinin oturmadığını belirten Kalkavan,“Diğer yandan Türkiye’de ne yapsan hata! Güzelsin hata, sağlıklısın hata! Bana diyorlar ki, ‘Sen 50 yaşından fazlasın neden hala incesin?’, şimdi bu soru mu!” ifadelerini kullanıyor. Billur Kalkavan’laFitness Form Club‘da eğlenceli bir söyleşi gerçekleştirdik…

– Billur Hanım, size daha ilk bakışta spor yaşamınız ciddi bir geçmişi olduğu anlaşılıyor, yanılıyor muyum?

Hayır, hiç yanılmıyorsun. Sporla tanıştığımda 5 yaşındaydım. Spor yaşamım baleyle başladı diyebilirim çünkü o zaman bale dans gibi değil spor gibiydi benim için. Hatta bir hocam vardı, kaslarımı daha fazla esnetebilmem için beni hüngür hüngür ağlatırdı, tabii şimdi kendisine teşekkür ediyorum. İlkokul üçüncü sınıfta ise Galatasaray kulübünde yüzmeye yazıldım. Her gün beden eğitimi öğretmenim beni götürürdü. Ve sonrasında da yıllarca yüzdüm. Vasat bir yüzücüydüm ama yıllarca yüzme alışkanlığımı sürdürdüm. Ha bir de, okulda çok sevdiğim bir kankam vardı, ondan dolayı voleybola heveslendim. Çok kötü bir voleybolcuydum, iyi bir yüzücü değildim belki ama spor hep hayatımın içinde bir yerlerde oldu.

– Sizin örneğinizde olduğu gibi, bir çocuğun sporu sevmesi için birilerinin illa ki sevdirmesi gerekiyor herhalde değil mi?

Biz millet olarak sporu hayat tarzımız haline getirmediğimiz için, çocuğun ailesinden ya da çevresinden birinin onu kesinlikle spora teşvik etmesi gerekiyor, evet. Babam bana çok küçükken yoga yaptırırdı mesela, biz zamanımızın çok ötesinde şeyler gördük ama spor bugün Türkiye’de daha yeni yeni insanların hayatına giriyor. Benimse hayatımın her zaman içinde bir yerlerde oldu.

– Sporu kendi tercihiniz olarak ne zaman hayatınıza soktunuz?

1981 yılında Tükiye’nin ilk spor salonu olan Vakko GYM açıldı. Ben o dönem 19 yaşımdaydım, Güneş gazetesinde çalışıyordum ve uzun saatler hareketsiz kalıyordum. Hiç düşünmeden hemen gidip oraya kaydoldum. Yeri Taksim’deydi ve her gün Cağaloğlu’ndan Taksim’e hiç üşenmeden gider, spor yapardım. O zaman aerobik modaydı. Aerobikle ilk kez orada tanışmıştım. Aerobiğin bir de modası vardı, o taytlar tozluklar falan çok modaydı, Allah’tan hiç bulaşmadım.

KİMİNLE TANIŞIRIM DERDİNDELER

– Siz işin terleme tarafındasınız anladığım kadarıyla?

Evet, spora giderken süslenme taraftarı değilim, spor modası falan saçma gelir bana. Sonuçta vücudumuzu çalıştırmaya geliyoruz, kendimizi satmaya değil. Bir de ben gösterişli salonları sevmem, insanların daha aile gibi olduğu, ev gibi salonları severim. Piyasa salonlara da gitmem. Çünkü o salonlardaki insanlar çok egolu geliyor bana. Vücutlarını çalıştırmaktan çok “kiminle tanışırım”ın derdindeler.

– Peki siz çalıştığınız salona gelen gençlere tavsiyelerde bulunuyor musunuz?

Şimdiki gençlerin acayip kilo sorunu var. Onlara da diyorum, 20 yaşında başlayın ki 50 yaşınıza gediğinizde taş gibi olabilin. 45’inde başlarsanız artık her şey için çok geç olabilir. Üşeniyorlar ama haklılar, üstlerinde çok fazla yük var.

– Spor şu an hayatınızın ne kadarını kaplıyor?

Sabah kalktığım an, bir kahve içip gazetelerimi okurum. Sonra kahvaltı yapar ve 1 saat sonra da salona giderim. Eskiden çok uzun saatler kalırdım salonda ama artık bu beni sıkmaya başladı, bu nedenle de programımı beşe böldürdüm. Artık önce 40 dakika kadar yürüyor, ardından da her gün belli bir bölgeyi çalıştırıyorum. Buradan çıkınca da zinde bir şekilde güne devam ediyorum.

SPORUN ÇOK BÜYÜK EKMEĞİNİ YİYORUM

– 33 yıldır spor salonuna kayıtlı olduğunuzu söylediniz. Bunun ne gibi kazanımlarını gördünüz?

Çok büyük ekmeğini yiyorum yaptığım sporun. Vücudumun güzelliği, sağlamlığı ve sağlığını spora borçluyum. Bir de yalnızca dış görüntü de değil, bir sürü güzel hormon salgılıyorsunuz spor yaparken, bu da çok önemli.

– Biraz da beslenme biçiminizden söz edelim.

Sabah 2 yumurta, 2 dilim siyah ekmek ve salatadan oluşan bir kahvaltı yapıyorum. Öğlen spordan çıkınca BCAA alıyorum. 1 saat sonra sıkı bir et ve salata yiyorum. Akşam da çok sağlıklı yemeye çalışıyorum. Aslında ben fiks menülere pek inanmıyorum, herkesin kendine göre bir beslenme düzeni, biçimi olmalı bence. Çünkü herkesin bünyesi farklı. Ben protein ağırlıklı besleniyorum ama arada kızartma da yerim, pasta da yerim. Mesela pazar günleri benim tatlı günümdür, ne bulsam alır ve yerim. Kendimi hiçbir şeyden alıkoymam. Ha bir de, her gün mutlaka iki bira içerim, bu benim çok eskiden bu yana alışkanlığımdır. Ama genel olarak sağlıklı beslenmeye çalışıyorum. Kısıtlamalarla hayatımı neden zehir edeyim ki! Çünkü eğer ölçülü davranırsa insan hayatta, her şeyi yiyebilir bence. Bizim insanımızın sorunu sonsuz yemek istemesi. Mesela buradan çıkıyor zaten, bu nedenle zayıflayamıyoruz.

– Disiplinli bir insan mısınız? Ağırlık çalışmaya ne zamana kadar devam etmeyi planlıyorsunuz?

Dışarıdan çok laçka, dejenere görünürüm ama çok katı disiplinli bir insanım, evet. Sporu hem bugünü güzelleştirmek hem de iyi bir yaşlılık için yapıyorum. Çünkü sağlıklı bir yaşlı olmak istiyorum. Artık birkaç yıl sonra ağırlık kaldırmaktan ziyade pilates ve yogaya kayarım diye düşünüyorum. Çünkü bir yaştan sonra esnek kaslar lazım. Henüz daha o yavaşlığa hazır değilim. Ama Türkiye’de ne yapsan hata! Güzelsin hata, sağlıklısın hata! Bana diyorlar ki, ‘Sen 50 yaşından fazlasın neden hala incesin?’, şimdi bu soru mu!

LUNGE’TAN NEFRET EDİYORUM

– Spor salonuna yeni başlayanlar için tavsiyeleriniz nedir?

Bakın, amaç elbette ama güzel görünmek ama şunun atlanmaması lazım: Spor yapmak insanın ruhuna ve beynine çok büyük hizmet ediyor. Benim tavsiyem şu ki yaptıkları işe konsantre olsunlar. Yani görüyorum mesela, salonda hoca hareket gösteriyor, kişi o hareketi öyle bir yapıyor ki hareketin hiçbir faydasını görmüyor. Çünkü harekete konsantre olmuyor, bir an önce bitirmek ya da ağrıdan kurtulmak için yanlış şekillerde yapıyor.

– Sizin en sevdiğiniz hareketler hangileri?

Göğüs ve omuz çalışmayı çok seviyorum. Ama bacak çalışmayı hiç sevmiyorum! Çünkü çok yorucu. Hele o lunge hareketi yok mu, ondan nefret ediyorum!

meltem-yilmaz-billur-kalkavan

– Son soru, sizin için mutluluk ne ifade ediyor?

Ben doğayla iç içe olmayı mutluluk olarak görüyorum. Zaten şu an Afrika’ya exclusive turlar düzenlemeye hazırlanıyorum. Doğa turları yapmak istiyorum. Çitalarla yürüyüş gibi mesela, hayvanlarla iç içe olunabilecek bir deneyim.


Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim

Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim

Related news Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim



Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim


Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim


Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim


Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim


Billur Kalkavan: 33 yıldır GYM’deyim, taş gibiyim