’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ

’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ
’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


‘’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ

‘’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ

Geçtiğimiz günlerde Oscar Ödülleri’nin bu yıl en iddialı adaylarından ‘’Loving Vincent ( Vincent’ten Sevgilerle)  filminin özel gösterimine davetliydim.  Film dünyada bir ilk olarak her saniyesi tuvale yağlı boyayla çizilerek hazırlanan özel bir animasyon filmi olarak karşımızı çıkıyor. Modern Sanatın kurucusu olarak gösterilen Vincent Van Gogh’un yaşamını konu alan bu şahane filmi yazmak beni oldukça heyecanlandırdı.  Van Gogh’un gizemli intiharının sır perdelerini de aralayan bu yapıt, onun yaşamının bilinmeyen yönlerini izleyiciye aktarıyor. 

Filmin konusundan kısaca şöyle; Ünlü Hollandalı ressam Vincent Van Gogh’un ölümünün üzerinden 1 yıl geçmiştir. Ölüm haberi eskiden yaşadığı Arles kasabasına ulaşır. Postacı Roulin, ressamın kardeşi Theo’ya gönderdiği, ancak bir türlü yerine ulaşamayan mektubu elden vermesi için oğlu Armand’ı  Fransaya Auvers-sur-Oise’a gönderir.  Armand bu görevi pek istemese de kabul ederek söz konusu kasabaya gider. Ancak Paris’e vardığında Theo’nun da vefat ettiğini öğrenir.  Mektubu Van Gogh’un yakın dostu Dr. Gachet’ye vermesi gerekir. Doktorla görüşebileceği anı beklerken kasaba halkından Vincent’in  yaşamı ve ölümüyle ilgili hikayelere tanık olur.

65.000 KAREDE VINCENT VAN GOGH

Bu harikulade animasyon filminin her karesi yağlı boya tablolardan oluşuyor.  Vincent Van Gogh’un 130 eserinden ilham alan 25 ressam tam 65.000 tablo hazırlıyor ve her tablonun fotoğrafı çekilip post prodüksiyon aşamasında birleştiriliyor. Yapımı 6 yılı bulan filmin her saniyesi için ortalama 12 tablo çizmek gerekmiş. Filmin hikâyesi Van Gogh’un ağabeyine yazdığı yaklaşık 800 mektuba dayanıyor.  Senaryo daha çok Vincent Van Gogh’un ölmeden önceki son günleri ve yaşadığı ruhsal problemlere değiniyor.  Yönetmen koltuğuna Hung Welchman ve Dorota Kobiela’nın oturduğu film için çizilen 65.000 tablo aslında daha öncesinde stüdyo ortamında oyuncularla birlikte çekilen fotoğraflardan referans alınarak çiziliyor. 

Son yıllarda izlediğim en başarılı animasyonlardan olan ‘’Loving Vincent’’ adeta dünya sinemasına bir armağan niteliğinde. Modern sanatın kurucusu Van Gogh’un yıllar sonra yeniden gün ışığına çıkan hayatına dair sır perdelerini aralayan bu başyapıtı izlerken kendinizi hikâyeye müdahil olmuş olarak bulacaksınız.  Film daha çok Van Gogh’un 17 yaşındayken tablosunu yapmış olduğu Armand Roulin üzerinde ilerliyor.  Van Gogh’un esrarengiz ölümü bir intihar mı, yoksa bir cinayet miydi? Bunların hepsi filmin sonundaki bir mektupta gün ışığına kavuşuyor. Van Gogh’un yaşadığı kasaba’da ona akıl hastası muamelesi yapan insanlara rağmen çizdiği tablolar ölümünden sonra değer kazanıyordu. Ancak öldükten sonra…

Filmi eleştireceğim tek nokta film boyunca Van Gogh’tan çok Armand Roulin karakterini izliyor olmamdı. Bu tip biyografik filmlerde hikaye daha çok asıl kahraman üzerinde gitmeli diye düşünsem de,  filmin öyküsünün esin kaynağına baktığımızda isabetli bir senaryo olmuş diyebilirim. Ancak yine de Van Gogh’un bir hayalet gibi kısa kesitlerle gösterilmesi beni tatmin etti diyemem.

(1888 Yılında çizdiği The Sower isimli eseri )

Film gerek kullanılan müzikler, gerekse çizilen tablolar üzerinden değerlendirildiğinde; Vincent Van Gogh’un çöküntülerle dolu dramatik hayatına dair oldukça hüzünlü kesitler sunuyor.  Toplumca yüzeysel olarak tanıdığımız Van Gogh’un yaşamına mercek tuttuğumuzda onunla alakalı olarak kısaca bahsetmek istediklerim şöyle; Vincent Van Gogh 30 Mart 1853’te Hollanda’nın Belçika sınır bölgesindeki Goot Zundert köyünde dünyaya geldi. Ailesinde tablo satıcılığı, tüccarlık ve bankacılık yapan zengin kişiler olmasına rağmen babası bir kasaba papasıydı. 12 yaşındayken okul için komşu kasabaya gönderilen Van Gogh, zekâ geriliği olduğu öne sürülerek okuldan atılıyor. Babası tarafından 16 yaşındayken Brüksel’deki bir sanat galerisine resim satış memuru olarak işe yerleştiriliyor. Burada bir süre çalıştıktan sonra 1873’te galerinin Londra’da açılan şubesinde çalışmaya başlıyor. Kiracı olarak kaldığı ev sahibinin kızıyla duygusal bir yakınlık kuruyor ve evlenmek istiyor. Evlilik teklifinin reddedilmesi ile birlikte ilk ruhi bunalımını yaşayan Van Gogh, Londra’daki galerinin Paris’teki şubesinde çalışmak için Fransa’ya geliyor. Burada ise müşterilerle birçok anlaşmazlık yaşayınca işinden oluyor. Bir süre işsiz kalıyor, bu süreçte oldukça yoksul bir hayat yaşıyor, birçok işi yapmayı denemesine rağmen başarılı olamıyor. Oldukça hassas bir ruhu olan Van Gogh bir zamanlar ailesinin şımarık çocuğuyken henüz alışamadığı yaşamında gün geçtikçe harap oluyor, yaşadığı travmalar yüzünden psikolojik olarak büyük bir çöküntü yaşamaya başlıyor. Kardeşi Theo buraya gelip onu yeniden Brüksele götürüyor. Van Gogh Brüksel’de ressam Ridden Van Rappart ile tanışıyor ve ondan resim eğitimi alıyor. Abisi Theo, kardeşi Van Gogh’taki kabiliyeti görüyor ve ona çizdiği tablolarında maddi olarak destek oluyor. Bu süreç onun ölümüne kadar devam ediyor. Van Gogh yaşamını yitirdikten bir yıl sonra ağabey’i Theo’da yaşamını yitiriyor…

(1889’da çizdiği The Starry Night isimli tablosu)

Vincent Van Gogh, 37 yıllık yaşamında pek çok eser yaratmıştır. Kuşkusuz bu eserlerden en çok konuşulanı ‘’The Satarry Night / Yıldızlı Gece’’ isimli tablosudur.  Akıl hastanesinde yatarken sağlığının pekte iyi olmadığı 1889 yılında, penceresinden izlediği gün doğumu ve odasına sızan gün ışığı ona ilham veriyor.  ‘’Yıldızlı Gece’’ isimli bu tablo şiirlere ve şarkılara ilham olmayı başaran bir yapıt olarak bilinse de yıllar sonra bilim dünyasında sarsıcı bir etki yaratmayı da başarıyor. 2004 yılında bilim kâşiflerinin yaptığı bir araştırmada uzak yıldızların etraflarını dönen gaz ve toz bulutlarının çevrelediğini ortaya çıkarıyor. Tıpkı Van Gogh’un akıl hastanesinde çizdiği ‘’The Staryy Night’’ tablosundaki gibi…

Onun ileri görüşlü eserlerinin bilim ve matematiğin bile önüne geçtiği gerçeği sadece bilimciler tarafından değil, tüm sanatseverler tarafından da hayranlık uyandırmayı başardı. Kendine has fırça darbeleri ve boyaları kullanmaktaki becerisi bu tablosunda oldukça ön plana çıkıyor. Halen New York’taki Modern Sanatlar Müzesinde sergilenmekte olan ‘’Yıldızlı Gece’’ benimde yakından görme şansına kavuştuğum paha biçilemez bir eser.

Benim yazım boyunca kısaca ‘’Van Gogh’’ diye belirttiğim, hatta halk dilinde kısaca bu şekilde anılan sanatçı Vincent Van Gogh film boyunca o dönemin ( 1888-9) insanları tarafından kısaca ‘’Vincent’’ olarak anılıyordu. ‘’Loving Vincent’’ böylesine önemli bir sanatçının yaşamına ışık tutan bu güzel filmi şu sıralar vizyondayken izlemenizi öneririm.

Volkan Karataş

 

 

Volkan Karataş

Volkan Karataş

Volkan Karataş, 1991 doğumlu. Grafisch Lyceum Rotterdam’da lise eğitimini alıp, Yıldız Teknik Üniversitesi Harita Mühendisliği bölümünden mezun. Aynı zamanda Uluslararası Film Festivallerinde birçok ödül kazanmış olan kısa filmlerinin senarist ve yönetmenliğini yapmaktadır.

’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ

’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ
’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ


’LOVING VINCENT’’ VİZYON ELEŞTİRİSİ